Açıkla, Sorgula, Meydan Oku: Fotoğraf Anlatıcılığının İvedi Önemi

Fotomuhabirlik son yıllarda büyük değişime uğradı; yine de insanlık deneyiminin merkezinde hâlâ hikâyeler var. Bu deneme bir takım uzman tavsiyeleri sunmanın yanı sıra sürükleyici ve özgün hikâye anlatıcılığının iki çağdaş örneğini tanıtıyor.

Yazı - Rebecca Simons

“İnsan aklı, hikâyeler tarafından şekillenebilsin diye hikâyeler için şekillendirildi.”
 —Jonathan Gottschall, The Storytelling Animal

İmgelerin akışıyla kuşatılmış, uçucu bir dünyada yaşıyoruz. Tempo yüksek, rekabet acımasız ve bildiğimiz haliyle “fotoğrafçılık” mesleği de git gide gereksizleşiyor. Günümüzde teknolojik gelişmeler herkesin “iyi” fotoğraflar çekmesine ve interneti kullanarak yayınlamayı arzu ettikleri her tür iş için kolaylıkla bir izleyici kitlesi bulmasına imkan sağlıyor.

KÖTÜMSERLER “FOTOĞRAFIN ÖLÜMÜNܔ İLAN EDERKEN, İYİMSERLERSE BUNU YENİDEN KEŞİF İÇİN BİR FIRSAT OLARAK GÖRÜYOR.

Fotoğraf bu kaydetme aracı statüsüne olan bağımlılığını yitirirken Uluslararası Fotoğraf Merkezi dekanı Fred Ritchin (International Center for Photography – ICP) bize fotoğrafçılığın genişlemeye duyduğu ihtiyacı ve genişlemek için sahip olduğu olanakları hatırlatıyor. Fotoğrafçıları, uzun zamandır süregelen kısıtlamalara karşı koymaya ve bu belirsizlikle şekillenen dönemi, daha cesurca, deneysel davranmak için kullanmaya çağırıyor.

Bana sorarsanız, belki de artık son dakika haberlerini yurttaş gazetecilerine ve uçuk estetik deneyleri mutlu amatörlere bırakmanın zamanıdır. Bırakalım teknoloji meraklısı kendini sanal gerçeklikte kaybederken, dünyanın geri kalanı da sosyal medya üzerinden “beğenilerini” toplamaya devam etsin… Profesyonel (belgesel) fotoğrafçısına gelecek olursak, bırakalım onlar da yazarlıklarına daha çok odaklansınlar ve kim olduğumuzu, etrafımızı çevreleyenlere nasıl baktığımızı açıklayan, sorgulayan ve onlara meydan okuyan anlamlı hikâyelerle meşgul olsunlar.

Hikâyeler bizi eğitir ve insan olarak şekillendirir. Etrafımızdaki dünyayı, kendimizi ve bu ikisinin birbirine olan ilişkisini anlamlandırmak için hikâyelere ihtiyaç duyarız. İronik bir biçimde, Jonathan Gottschall’ın söylediği üzere, yapılan araştırmalar kurmaca hikâyelerin inançları değiştirmede kurmaca olmayan hikâyelere nazaran daha etkili olduğunu göstermiştir. Kurmaca olmayan ile karşılaştığımızda çok daha eleştirel ve şüpheci olduğumuzu göz önünde bulundurursak, bunun doğruluğunu anlayabiliriz.

Bu da demek oluyor ki, bir hikâyenin etki yaratması için bize duygusal bir düzeyde ulaşması gerekiyor: Hikâyenin bizi büyüsü altına alması ve anlık bir sempati duygusunun ötesine geçirerek daha derin bir empati alanına götürmesi gerekli. Fotoğraf gazetecileri için kurmaca genellikle kendi yaptıklarının antitezi olarak anlaşılır; ancak belki de anlatı yapılarında ve merak uyandıran hikâyelerin nasıl yaratıldığı konusunda bu alandan öğrenebilecekleri bir, iki nokta vardır.

Hikâye anlatıcılığının en temel düzeyinde sıkıntı yaşayan fotoğrafçılarla ne çok karşılaşıyoruz: gereğinden fazla tekrara düşen, çok fazla ayrıntı veren, akışı, dengesi ve odağı olmayan, net bir konuya sahip olmayan? Çoğu kişi, klasik anlatı yapılarını çalışarak kendilerine fayda sağlayabilir – belirlenebilir başlangıçlar, gelişmeler ve sonuçlar, güçlü bir tema, karakterler ve olay örgüsü. Herhangi bir beceride olduğu gibi, hikâye anlatıcılığında da bir kez uzmanlaşan kişi, kuralları çiğnemeye ve deneysel çalışmaya başlayabilir.

İYİ HİKÂYE ANLATICILIĞININ ÖZÜ İZLEYİCİNİN/OKUYUCUNUN KENDİSİYLE İLİŞKİ KURMASINI SAĞLAMAKTA SAKLIDIR.

Hikâye, iyi ifade edilmiş, sıkıcı bir olgudan ziyade paylaşılmış bir sır gibi, bir keşif gibi hissettirmelidir. Hikâye anlatıcısı, bizi cezbederek bir şeyin içine çekmeli, sarmalamalıdır.Hikâye anlatıcısı, sunulan meseleye karşı derin bir bağlılık hissini bize aşıladığı zaman, kendimizi kaptırmışız demektir. Böylelikle, baş karakterle yan yana problemleri birlikte göğüslemeye ve sorunları aşmak için birlikte mücadele etmeye başlarız.

İzleyicinin konuyla kendini ilişkilendirmesinin gerekliliğini anlayan hikâye anlatıcılarından biri de Anastasia Taylor-Lind. Donetsk’e Hoş Geldiniz adlı projesinde, Donbass Savaşı’nda öldürülen kurbanlarla kişisel bir bağ kurmamızı sağlayarak, içimizde derin bir empati duygusu uyandırır. Bunu, arkasına öldürülen kişinin adı, öldürüldüğü yer ve tarihin yazılı olduğu savaş öncesi Donetsk’inin pitoresk kartpostallarını dağıtarak yaptı. Kartpostal gibi tanıdık bir aracı kullanarak, alıcıyı bir sayı ya da gruptan ziyade, bir kişinin ölümüyle yüzleştirdi.

Eve gelip Emlel Mahler’in adını paspasımın üzerinde bulduğumda, Ukrayna’daki savaş hem gerçek, hem de duygusal bir şekilde evime girmiş oldu. Bunun etkisi, bir televizyon ekranınınkinden ya da internetteki bir slayt gösterisininkinden çok daha farklıydı – savaş kişisel bir mesele haline gelmişti.

Ritchin, kitabı Bending the Frame’de şöyle yazar: “Tek bir cevap vermeye çabalayan bir fotoğraf, kendi manipülasyonuna yol açar; kasıtlı ya da kasıtsız olarak, sorular uyandıran bir fotoğraf ise, seyircinin konuyla ilgilenmesine ve bir bakıma fotoğrafçının sorgulamasında işbirlikçi olmasına daha iyi zemin hazırlar.” Gerçekleri listelemek yerine, izleyiciyi iştirak edeceği bir keşfe çıkarıyor hissi yaratmak, izleyicinin ilgisini çekmenin harika yollarından biridir.

Örneğin, halen devam etmekte olan projesi War Sand’de Donald Weber, izleyiciyi araştırmasına ortak bir işbirlikçi olmaya davet eder. Bize cevaplar sağlamak yerine, mikro-fotoğrafçılıkla, manzara ve olayların yeniden sahnelenmesiyle Normandiya Çıkartması’nı kendisiyle birlikte keşfetmemizi sağlayarak, geçmişle bağ kurmamıza olanak verir. Sanatçının beğenisi silinir ve Omaha kumsalının yeniden keşfiyle birlikte, gündeme hafıza ve tarih inşası hakkında sorular getirerek konu üzerinde düşünmemizi sağlar.

Fotoğraf, duyguları körüklemede ve kendimizi eğitmek ve düşünmek için katkı sunmada kullanılan çok güçlü bir araç olabilir. Bu yalnızca fotoğrafçılıkla ya da video, metin ve infografik gibi farklı unsurların birleşiminin bir araya gelmesiyle slayt gösterisi, kitap, etkileşimli sunum ya da yerleştirme gibi geniş yelpazede çıktı türleriyle sağlanabilir.

Ben, doğru biçim ve yapının önceden belirlenmesinden ziyade hikâyeyle beraber ortaya çıkması gerektiğine inanıyorum. Bugün elimizin altındaki tüm olanaklarla, biçim konusunda kendimizi çok fazla kaybetmeden, biraz daha göze çarpmak ve dünya çapındaki söyleşiye anlamlı katkı sağlamak adına içeriğe daha da odaklanmak çok önemli.

Fotomuhabir Dominic Nahr, Les Rencountres d’Arles esnasında yaptığı konuşmada bu konuya çok güzel bir şekilde değiniyor: “Evet, bugün imgeler seline tutulmuş vaziyetteyiz – ancak önemli olan içerik, içerik, içeriktir… İşimiz fotoğraflar çekmek değil; önemli hikâyeler anlatabilmek.”

KAYNAĞIN KENDİSİNE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.